Ekonomiye Genel Bakış

EKONOMİYE GENEL BAKIŞ

DÜNYA EKONOMİSİ

Dünya Ekonomisi 2004 yılında %4 oranında büyümüş ve son 30 yılın büyüme rekorunu kırmıştır.2005 yılı içinde aynı oranda bir büyüme beklentisi hakimdir. Bu büyüme Dünya Ticareti içinde sağlam bir zemin oluşturmuştur. Ekonomilerdeki büyüme sürdürülebilir nitelikteyken, enflasyon düşük seviyesini korumuştur. Büyümenin yarısından çoğunu, ABD ve gelişen Asya ülkeleri sağlamıştır.
Gelişmekte olan Asya ülkeleri %7 ve Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi ülkeler %8 büyüyerek dünya genelinde en hızlı büyüyen bölgeler olmuştur. Güney Amerika %6 ile en fazla ilerleme gösteren bölge olarak dikkat çekmişti.Afrika ve Ortadoğu ülkeleri %4,Kuzey Amerika %4,3 oranında büyüme göstermiştir.Avro bölgesindeki zayıflıktan kaynaklanan sorunlardan dolayı Avrupa bölgesi %2,3 büyüme oranında kalmış ve Japonya %2,6'lık bir büyüme göstermiştir.

2005 yılında çokuluslu şirketler güçlü karlılık performansı sergilemiş, ABD ve dünyanın geri kalan ülkelerinde şirket harcamaları yüksek düzeyde kalmayı sürdürmüştür. İşgücü piyasalarında yaşanan iyileşme ile birlikte, düşük bir seyir izlemekte olan enflasyonun en önemli sonucu, hane halkı gelirlerinin ve tüketim harcamalarının artması şeklinde olmuştur. Tekstil kotalarının kalkması ile başta Çin olmak üzere gelişmekte olan Asya ülkelerinin ihracatı yükselmiştir.

2005 yılının ilk yarısında yükselişe geçen ve geçen yılki seviyelerinin üzerine çıkan petrol fiyatları büyük risk faktörüyken, uzun bir süre daha bu seviyesini koruyacağı tahmin edilmektedir. Uzun vadeli işlemlerdeki petrol fiyatının artması, petrolün denge fiyatında yukarı yönlü bir hareket geçekleştirmektedir.Petrol fiyatlarının gelecek dönemlerde ciddi sorunlar yaratması,tüm dünya ekonomisini etkileyeceği için endişe yaratmaktadır.

Dünya ekonomisinin büyüme enflasyon oranları incelendiğinde, GSYİH'nin reel olarak 2004 yılında %7.2,enflasyonun ise (TÜFE) %5,4 oranında gerçekleştiği görülmektedir.2005 yılında GSYİH'nin reel olarak %6,3, enflasyonun ise (TÜFE) %5,0 oranında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Enflasyonun düşmesi ve güçlü büyüme oranları, küresel ekonomi açısından olumlu gelişmeler olmakla birlikte çeşitli riskler ve olumsuzluklar da söz konusudur.

Son yıllarda yüksek bir seyir izleyen ABD cari açığı, hızla artmaya devam etmekte ve dış ticaret açığı vermeyi sürdüren ABD'nin düşü k sayılsa bile dış borcunun hızla artması kaygı verici bir durum yaratmaktadır. Bununla beraber, Almanya ve Japonya gibi yavaş büyüyen ülkelerin cari fazla vermeye devam etmesi global açıdan dengesizlik oluşturmaktadır. Birbiriyle entegre olan finansal piyasalar sebebi ile yakın geçmişte yaşanan Meksika, Asya ve Rusya krizlerinin, bütün ülkeleri az ya da çok etkileyerek dış dengesizliklere yol açması ve finansal sıkıntıların piyasalar aracılığı ile tüm dünyayı etkilemesi tedirginlik yaratmaktadır.
Doların bazı ülke paralarına karşı değer kaybetmesi, döviz piyasalarını en çok etkileyen konu olmakla birlikte dolar, avro, yen ve birçok para birimi karşısında değer kaybetmeye devam etmiştir.

TÜRKİYE EKONOMİSİ 

Türkiye ekonomisi büyüme trendini dört yıl art arda sürdürerek dünyanın büyük ekonomileri arasındaki yerini almıştır. Bu süreç yapısal reformlar, bütçe disiplini ve benimsenen para politikalarının uyumlu ve kararlılıkla uygulanması, iç politika, dış politika, güven ve istikrar ortamlarının bir sonucudur. Bu dönemde Türkiye ekonomisi köklü bir değişim süreci yaşamış, ekonominin hemen hemen bütün göstergelerinde önemli iyileşmeler kaydedilmiş, hatta bazı göstergelerde son on yılın, bazılarında ise ülke tarihimizin rekorları bile aşılmıştır.
Türkiye, Dünya'nın 21'inci büyük ekonomisi olarak başladığı 2005 yılını 19'unculuğa yükselerek tamamlamıştır. Gerek %5'lik ekonomik büyüme gerekse YTL'nin değer kazanması sebebi ile milli gelirimiz 302 milyar dolardan 359,1 milyar dolar yükselmiştir. Türkiye, 2005 yılında milli gelirindeki bu büyüme ile Tayvan ve İsveç'i geride bırakmıştır. 2004 yılında 4.256 dolar olan kişi başına gelir 2005 yılında 4.982 dolar olarak gerçekleşmiştir. 2004 yılında 429 milyar YTL olarak gerçekleşen GSMH'nin ise 2005 yılında 485 milyar YTL olacağı tahmin edilmektedir. 

2005 yılsonunda cari işlemler açığının GSYİH'ye oranının %6 olarak gerçekleşeceği beklenmektedir. Bu bağlamda, son dönemlerde dünya ekonomisi ile bütünleşen Türkiye ekonomisinde ihracat ve ithalat hızla artarak, dış ticaret hacmimiz ikiye katlanmış son üç yıllık dönemde 200 milyar dolara yükselmiştir. İhracatımızın 2005 yıl sonunda 73 milyar dolar civarında gerçekleşeceği beklenmektedir. Bu artış, dış piyasalardaki rekabet gücümüzün göstergesi olmakla birlikte reel faizlerin düşmesi, enflasyondaki gerileme, verimlilik artışı ve gelirler politikasının enflasyon ile paralel hareket etmesi, rekabet gücümüzün korunmasındaki en önemli etkenlerdir. Çin'e yönelik kotaların kaldırılması ve ihracat pazarlarımızda ön görülen büyümenin sağlanamaması gibi küresel ekonomi ile ilgili bazı olumsuzluklar, ihracatımızın daha yüksek sevilerde gerçekleşmesine engel olmuştur. 

İthalatımız son dönemlerde ihracata oranla daha hızlı bir artış sergilemiştir. İthalat artışı, artan üretim ve yatırımlarımıza paralel olarak, ara malı ve yatırım malı kaynaklıdır. İthalatın tüketim malı kaynaklı olmayıp yatırım ve ara mallara yönelik olması, ekonomik büyümenin ve verimlilik artışının bir göstergesidir. Ayrıca rekor düzeyde hareket eden ham petrol fiyatlarının 2005 yılında ortalama olarak varil başına 54,4 dolar olması, toplam ithalata 2004 yılına göre 6 milyar dolar civarında yük getirmiştir. 
Döviz gelirleri açısından da giderek daha sağlam, geniş ve güçlü bir tabana yerleşen ekonomimizde, turizm gelirleri 2005 yılı on aylık dönemde 16,6 milyar dolar civarına yükselmiştir. Bu olumlu gelişmelerin devamı niteliğinde 2006 yılında 20 milyar doları aşan turizm geliri beklenmektedir. 

2005 yılı on aylık dönemde cari işlemler açığı 17 milyar dolar, toplam net sermaye girişi ise 25 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir. Ülke ekonomisindeki güven ve istikrar ortamı devam ettiği sürece, doğrudan sermaye girişleri doğal olarak artacaktır. Kısa bir değerlendirme yaptığımızda, 1990'lı yıllarda 1 milyar dolar , 2003 yılında 1,8 milyar dolar ve 2004 yılında 2,8 milyar dolar olarak gerçekleşen doğrudan sermaye 2005 yılında 6 milyar doları aşacaktır. Türkiye'ye giriş yapan sermaye ve vade yapısı değişim göstermektedir. Banka dışı özel sektör önemli ölçüde, bu tutar 2005 yılında 10 milyar doları aşmıştır; bu durum finans kuruluşlarının özel sektöre duyduğu güvenin arttığının bir göstergesidir. Ticari ve yatırım faaliyetlerinde kullanılan krediler büyümeyi desteklemektedir. Ayrıca 2004 ve 2005 yıllarında uzun vadeli sermaye girişleri de önemli oranda artış sağlamıştır. 

Uluslararası döviz rezervlerimiz artmaya devam etmiş, 2005 yılsonu itibari ile Merkez Bankası brüt döviz rezervi 50 milyar doları aşmıştır. Rezervlerin kısa vadeli yükümlülükleri karşılama oranı yüksek seviyelerdedir. Ayrıca bankacılık sektörümüz daha güvenilir bir yapıya kavuşmuştur. 2005 yılının ikinci çeyreğinde %8,2 civarında olan reel faizlerin, yılsonunda %6,5–7 oranında gerileyerek %8 olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. 2002 yılında %49,8 olan devlet iç borçlanma senetlerinin faiz oranları 2005 yılında %14,1'e gerilemiştir.
Bu gelişmeler ek olarak, son üç yılda kredi notumuz üç basamak yükselmiştir. Türk lirasına duyulan güven artışı ile birlikte uluslararası kuruluşlar 2004 yılı sonlarından beri YTL cinsinden borç senetleri ihraç etmeye başlamıştır. 2005 yılsonu itibari ile bu tip ihraçların toplamı 8 milyar YTL'yi geçmiştir.

Sonuç olarak, Türkiye ekonomisi son üç yılda köklü bir değişim sergilemiştir. Ekonomik istikrar konusunda önemli mesafe kat edilmiş ve makroekonomik sonuçlar açısından önemli performans sağlanmıştır. Ekonomimiz dalgalanmalar karşısında daha önceki yıllara oranla direncini artırmıştır. Küresel ve bölgesel anlamda gerçekleşen kimi olumsuz gelişmeler karşısında istikrarını devam ettirmiştir. Önemli olan bu gelişme ve iyileşmelerin gelecek dönemlerde devamlılığının sağlanmasıdır. Ülkemiz zenginlikleri ve potansiyellikleri ile hak ettiği konuma ulaşacak, bundan sonraki dönemler için gerek Avrupa Birliği gerekse küresel ekonomi açısından daha etkin, geleceğe daha güvenle bakan bir ülke olarak önemli adımlar atacaktır.